Endişesiz İlaçsız – Altını Çizdiklerim

9524227604530

Doç. Dr. Şafak Nakajima’nın “Endişesiz İlaçsız” adlı kitabının özeti kıvamında hazırladığım ve aynı zamanda “Altını Çizdiklerim” kategorisinin ilk yazısı. Kitap hakkında fikir sahibi olmak isteyenler buraya… 

  • Gözlemlerim beni, insan ruhunu hastalık tanıları ve ilaçlarla sınırlayan yaygın yaklaşım tarzı yerine, modern ve doğal tıp, psikoloji, sosyoloji ve Doğu-Batı felsefelerinden beslenen bütüncül bir ruhsal gelişim metodu geliştirmeye yöneltti. (Sayfa 18)
  • Bu metoda göre, insanların ruhen ve bedenen iyileşmeleri; duygularını, düşüncelerini, ihtiyaçlarını tanımaları, yönetebilmeleri ve zorluklarla başa çıkma becerilerini geliştirmeleriyle mümkündür. (Sayfa18)
  • Bizler aslında, genlerimizin kendilerini çoğaltma, gelecek nesillere aktarma amaçlarını gerçekleştirmek üzere kullandığı birer aracız.
  • Yaşamamız ve çoğalabilmemiz, ekonomik kaynaklarımızın iyi olmasına bağlıdır. Onun için gücü ve parayı severiz; genlerimiz bize onları sevdirir.
  • Ancak bir topluluğa ait olarak varlığını sürdürebilen insan türü için toplumun dışına itilmek, katlanılması en zor şeydir. Gerçekleri söylemekten kaçınırız, çünkü toplumun ve devletin bizi cezalandırma, dışına atma olasılığı dehşet verir.
  • Endişe zordur zor olmasına ama aynı zamanda çok gerekli bir duygudur. Hayatta kalmamız endişe ile yakından ilgilidir. Endişelerimiz olmasa çoğumuz delice riskler alır, çok zor durumlara düşeriz.
  • Endişe düzeyimiz gereğinden fazla olduğundaysa, ciddi sıkıntılara yol açar! Fobilere, takıntı bozukluklarına, panik ataklara yakalanırız. Her şey gibi, endişenin de azı karar, çoğu zarardır. Neyseki beynimizin, endişe üretme kadar sakinleşebilme becerisi de vardır. Ama bu becerinin çaba sarf ederek geliştirilmesi gerekir. Çünkü fabrika ayarlarımız, sakinliğe değil endişeye programlıdır.
  • Kadınlarda endile daha yaygındır. Aylık hormonal değişimler, gebelik, menopoz, cinsiyet ayrımcılığı, aile içi şiddet, ekonomik olarak başkalarına bağımlılık gibi gerçekler endişe yaratır.
  • Genetik geçiş nedeniyle, aynı ailenin birden fazla bireyinde endişeye rastlanma olasılığı yüksektir. Bu ailelerde, serotonin maddesinin (mutluluk hormonu) salgısı ve kullanımını yöneten genlerde sorun olabilir.
  • Ayrıca, kötü beslenme, hormonal ve metabolik sorunlar da endişeye yol açabilir.
  • Bizler, beton ormanları arasında yaşayıp, yılda bir iki haftamızı gerçek ağaçlarla geçirme hayali kuran insanlarız. Doğadan kopuk yaşamlarımız, giderek artan stres ve endişemizin önemli nedenleri arasındadır.
  • Kalp akciğer hastalıkları, tiroit bezi sorunları, kan şekerinde oynamalar, iç kulak düzensizlikleri, epilepsi, vitamin ve mineral yetersizlikleri gibi bazı organik nedenler endişeye sebep olabilir.
  • Bir aslanla karşılaşan insan için üç olasılık vardır : Aslandan kaçıp kurtulmak, aslanı öldürmek veya aslana yem olmak! Her üç durumda da stresli olay, dakikalar içinde son bulur. Oysa modern yaşamın tehlikeleri ve yarattığı stres anlık değildir. Aylar ve yıllar boyu sürer… Ev taksitleri 20 yıllıktır; şehrin kalabalığı ve gürültüsü, bir ömür boyu…
  • Bilmemiz gereken bir başka nokta, beynimizin, yanılsamaya çok yatkın oluşudur. İnsan beynin imgelerle çalışan bilinçdışı bölümü, hayalle gerçeği ayıramaz. Hayale de gerçeğe de aynı tepkiyi verir. Örneğin acıklı bir film izlerken, gerçek olmadığını bildiğimiz halde gözyaşı dökeriz.
  • İşte bu nedenle, sadece aklımızdan kötü olasılıkların geçmesi bile kalbimizi hızlandırır, nefesimizi sıkıştırır.
  •  Demek ki aklımızdan geçirdiklerimize, zihnimizde canlandırdıklarımıza çok dikkat etmemiz gerekiyor. Unutmayın! Beynimiz, zihnimizde canlandırdığımız her şeyi ciddiye alır! Rüyalarımızı bile…
  • Araştırmalar, fiziksel hastalıkların neredeyse tamamına yakınının, kötü stresle yakından ilintili olduğunu gösteriyor.
  • Panik atağın en tipik bulgularından biri olan kalbin fırlayacakmışcasına çarpmasının nedeni, korkunun tetiklenmesiyle kana fazla miktarda adrenalin salgılanmasıdır. Terleme vücudun savaşırken ya da kaçarken aşırı ısınmasını engellemek içindir.
  • Oysa yapılan araştırmalar, ölüm korkusunun, “topluluk önünde konuşma korkusu” ile girdiği yarışta, ona yenik düşüp, ikinci sırada yer alabildiğini ortaya koymakta.
  • Sosyal fobikler, içlerinde hep başkalarının kendilerini , yargılayacağı, eleştireceği, beceriksizliği nedeniyle küçük düşecekleri korkusu taşırlar.
  • Sosyal fobikler genelde ince fikirli, derin duygulu, empati gücü yüksek, yetenekli, kibar insanlardır ve sıcak bir ruha sahiplerdir.
  • “İçinde yaşadığınız evren ile içinizde yaşattığınız evren arasında kurabildiğiniz bağ kadar mutlusunuzdur.”
  • Beynin doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü birbirinden ayıracak akla, bilince ve zekaya sahip olması için 25 yaşına ulaşması gerekşrç
  • Her on yılda bir beynin hacmi yaklaşık yüzde iki azalır. Ön beyindeki küçülmeler, beynin RAM’i olan kısa dönem hafızanın zayıflamasına yol açacağından, yaşilerledikçe isim, yüz ve telefon numaralarını doğru olarak hatırlamak zorlaşır. Diğer yandan aynı dönemde, ön beyinde sinir iletilerini ulaştıran hücre uzantıları arasındaki bağlantıların artması nedeniyle, aksonlardan oluşan beyaz beyin tabakası büyür. Bu durum, özellikle orta yaşlarda, beynin daha iyi çalışmasına, konular arasında daha hızlı bağlantılar kurmasına yardımcı olur. Yani yaşlandıkça hacim küçülür, fonksiyon büyür. Muhteşem bir haber!
  • İyi beslenme, okuyarak ve yapıcı insan ilişkileri kurarak beyni aktif tutma, fiziksel egzersiz yardımıyla beynin kanlanmasına yardımcı olma, beyin fonksiyonlarının korunması ve gelişmesinde büyük önem taşır.
  • Nefes alıp verirken, solunumunuzun “diyafram nefesi” olmasına dikkat edin.
  • Diyafram nefesi ise bizi, parasempatik sinir sistemi tarafından yönetilen “rahatla ve sindir” moduna sokar.
  • Parasempatik sinir sistemi aktif olduğunda, kan basıncımız ve kalp atım hızımız düşer, nefesimiz rahatlar, kaslarımız gevşer, kan şekerimiz normalleşir ve zihnimiz sakinleşir. Hücreler yenilenir. Sindirim sistemimiz sağlıklı çalışır.
  • Diyafram solunumu, vücudu rahatlatıp dengeli çalışma düzenine geri döndürmek için etkin bir yoldur.
  • 7/11 nefes uygulaması (Ayrıntılar kitapta)
  • Zihninizin endişeli düşüncelerle dolduğunu fark ederseniz, dikkatinizi soluğunuza yöneltin.
  • Yaşamda pek çok şey, bizim kontrolümüzde değildir.
  •  Naikan bizlere, günümüzün bencilleşen dünyasında kolayca unuttuğumuz bir gerçeği hatırlatır : Başkaları olmadan bir hiç olduğumuz, herkesin ve her şeyin birbirine bağlı olduğu gerçeğini…
  • Naikan uygulaması yaptığımızda, başkaları için yaptıklarımızın, başkalarından aldıklarımıza oranla aslında ne kadar az olduğunu fark ederiz.
  • Einstein’ın da dediği gibi, hepimizin yaşamı, bizden önce yaşamış ve halen yaşamakta olan milyonlarca insanın ortak emeğinin ürünüdür.
  • Şükran duygusu beynimizde dopamin adlı bir maddenin salgılanmasını sağlar.
  • Dopamin düşünme, yaratıcılık ve karar verme becerilerimizi geliştirir. Uykularımızı düzene sokar.
  • Endişenizin yoğunlaştığı zamanlarda, kısa bir koşuya çıkın, durduğunuz yerde zıplayın ya da dans edin! Bir marketteyseniz reyonların arasında hızlı hızlı yürüyün!
  • Eğer sunum yaparken topluluk önünde aşırı endişeleniyorsanız, o sırada dikkatiniz kendinize odaklanmış demektir. Böylesi durumlar için önceden, dinleyicilerin ilgisini çekecek bir kaç soru hazırlayın. Onlar soruları cevaplarken, dikkatleri sizden uzaklaşacaktır.
  • İnsanların konuşmayı en çok sevdikleri konu ise çocuklarıdır. Çocukları varsa onlarla ilgili sorular sorabilirsiniz.
  • Aşırı eşya ve dağınıklılık, vücutta stres hormonlarının salgısını tetikler.
  • “Sorgulanmayan hayat, yaşamaya değmez” der socrates.

Kitapta altını çizdiğim bölümleri paylaştığım yazı burada son buluyor. Umarım okurken keyif almışsındır. Kal sağlıcakla…

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir